Son zamanlarda sosyal medyada dolaşan bazı paylaşımlara bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Eğitim kurumları bilinçli bir şekilde itibarsızlaştırılıyor mu?
Okul yöneticileri hakkında ortaya atılan iddiaların önemli bir kısmı, ne yazık ki herhangi bir somut belgeye dayanmıyor. Ancak buna rağmen bu içerikler hızla yayılıyor, binlerce hatta milyonlarca kişiye ulaşıyor. Bir anda kamuoyunda bir algı oluşuyor: Sanki eğitim kurumları ehil olmayan kişilere teslim edilmiş gibi…
Oysa meseleye biraz yakından bakıldığında, ortada ciddi bir sorun olduğu görülüyor. Sosyal medya, kontrolsüz bir “yargısız infaz” alanına dönüşmüş durumda. Bir iddia ortaya atılıyor, doğruluğu araştırılmadan paylaşılıyor, çoğaltılıyor ve en sonunda gerçekmiş gibi kabul ediliyor.
Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var: Türkiye bir hukuk devleti. Kamu görevlileri hakkında yapılacak şikayetlerin de belirli bir yolu, yordamı var. Herkesin eline telefonu alıp herhangi bir belgeye dayanmadan insanları hedef göstermesi; ne ifade özgürlüğüyle ne de eleştiri hakkıyla açıklanabilir.
Elbette eleştiri olacaktır. Olmalıdır da. Ancak eleştiri ile iftira arasındaki çizgi çok nettir. Bu çizgi aşıldığında devreye hukuk girer.
Nitekim mevcut yasal düzenlemelere göre; gerçeğe aykırı isnatlarda bulunmak, kişilerin itibarını zedeleyecek şekilde paylaşımlar yapmak, hatta doğruluğu teyit edilmemiş bilgileri yaymak ciddi yaptırımları beraberinde getirebilir. Sadece paylaşımı yapanlar değil, bu içerikleri bilinçli şekilde yayanlar da aynı sorumluluğun bir parçası haline gelir.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle, bu tür içeriklerin görmezden gelinmesi yerine ciddiyetle ele alınması gerekir. Sosyal medyada kamu görevlilerini hedef alan ve kamu düzenini etkileyebilecek nitelikteki paylaşımlar, ilgili kurumlar tarafından bir ihbar olarak değerlendirilmeli ve gerekli incelemeler başlatılmalıdır.
Eğer yapılan incelemeler sonucunda iddiaların asılsız olduğu ortaya çıkarsa, yalnızca içeriklerin kaldırılması değil, aynı zamanda bu içerikleri üreten ve yayan kişiler hakkında da hukuki süreç işletilmelidir. Aksi halde, bu tür paylaşımlar cesaret bulmaya devam edecektir.
Unutulmamalıdır ki eğitim kurumları, bir toplumun geleceğini inşa eden en temel yapılardır. Bu kurumların itibarını zedelemek, aslında doğrudan toplumun geleceğine zarar vermektir.
Son söz olarak şunu ifade etmek gerekir:
İfade özgürlüğü kutsaldır, ancak sorumlulukla birlikte anlam kazanır. Gerçekle bağı olmayan iddiaların özgürlük adı altında dolaşıma sokulması ise ne özgürlüktür ne de masum bir davranış…